Az önce son zamanların en yüksek sesli tartışmasını yaptılar. 15 yıllık evliliklerinde tam da çocuklar bir aylığına yaz kampına gitmişken ve çocuksuz günlerin özlemini büyük bir heyecanla beklerken… Bu da nereden çıktı şimdi?
Evin güzel kadını bir hışım içeri girdi. Bu akşam birlikte yiyecekleri akşam yemeği için özenle hazırlanmıştı. Uçuş uçuş elbisesi içinde gelincik tarlasından çıkmış gibiydi. İri dalgalı kumral saçlarını tutturduğu dağınık topuzunu açmasıyla saçlarının omuzlarına dökülmesi bir oldu. Yeşile çalan ela gözleri alev alevdi.
İnanamıyorum ayna. Bu kadar özensiz, unutkan ve pişkin olması… Akıl alır gibi değil. 15 gün öncesinden planlamıştık bugünü. Ona özellikle sordum; seyahati, toplantısı, iş yemeği var mı diye. Yok dedi. 13 seneden sonra ilk defa baş başa kalmamızı bir yemekle kutlayacaktık. Trafikte vakit kaybetmeyelim diye evde yemeyi de ben teklif etmiştim. Bak, kutlayacaktık diyorum sana. Bu ne demek? Bu baş başa ve özenli bir yemek demek. Pizza partisi isteseydim o şekilde derdim öyle değil mi?
‘Tam olarak neye sinirlendin? Senden birçok şey duydum ama özensiz, unutkan ve pişkin ithamlarını niçin yakıştırdığını anlamadım.’
Ve evin yakışıklı beyefendisi… Ayak sesleri burayı işaret ediyor. Düğüm şimdi çözülecek derken… Tam odaya girecekken durdu. Ağzını açtı ama her ne diyecekse yuttu. Gözlerinde belli belirsiz bir kırgınlıkla geriye döndü. Kısa süre sonra da dış kapının sesi duyuldu.
Duvar saatinin ritmini saymazsak, evdeki sessizliği bozan bu güzel kadının nefes alışverişi. Burnundan derin bir nefes alıp ağzından yavaşça veriyor şimdi.
Zamanı bol sanıyoruz çoğu zaman. Yapmakla o kadar meşgulüz ki vaktin nasıl geçtiğini fark etmiyoruz bile.
Planlar yapıyoruz, hedefler koyuyoruz, hayâller kuruyoruz… Hepsi gelecek zaman.
Geleceği beklerken yapmaya, kimi zaman da oldurmaya o kadar yoğunlaştığımız için belki de… Zamanı geldiğinde kutlamayı unutuyoruz.
Bekledikçe beklentiyi büyütüyoruz sanki… Belli ki koşturmaktan, beklentileri hiç konuşmuyoruz. Evi, arabayı, iş listesini, faturaları paylaşıyoruz da kendimizi safça paylaşmıyoruz.
Ve hayat akıp gidiyor ayna. Zaman dediğimiz şey bir masal sanki. Bir varmış hiç yokmuş gibi…
Yutkundu, etrafına bakındı. Omuzlarını hafifçe silkip, üstü başıyla öylece yatağa uzandı.
Ne ben her daim katı, öfkeli ve ukalayım; ne de eşim özensiz, unutkan ve pişkin.
Ben yorgun bir kadınım mesela, biraz şımartılmayı isteyen. Eşim yorgun bir adam; anlaşılmak istenen.
Tavana diktiği gözlerini kapatırken fısıldar gibi sordu.
Bugün hiç yokmuş gibi olsa zaman, yarın yeniden gelir mi heyecanla beklediğim ve özlediğim şimdiki zaman?
İpek Kaytaz
Profesyonel Koç | Dönüşüm ve Değişim Danışmanı





