Ben Kimim?
Evin ‘Temel Reis’i, eşinin en güvenli limanı, çocuklarının kahramanı, babasının can dostu, annesinin ilk göz ağrısı, kardeşinin yaramazlık ortağı, sitenin yöneticisi, şirketin satış direktörü, sokak köpeklerinin koruyucusu, motor kulübünün başkanı. Ne de çok rolüm var bu hayatta. Herkesin sonsuz beklentisi içinde hep en dirayetli, en yaratıcı, en organizatör, en güvenilir, en kahraman, en vizyoner kişi. Bendeniz. Beklenti beklenti üstüne, ben desen tam bir matruşkayım. Hangisi hangisinin içinden çıkacak belli değil.
Evde bir aydır yalnız. Her akşam uyumadan önce yazlıktaki eşi ile konuşuyor. Ne kadar gergin olursa olsun eşi ile konuşmak ona her zaman iyi geliyor, beden dilinden bunu rahatça anlayabiliyorum. Konuşması bitince bir duş alıyor, sonra yatağa uzanıp biraz kitabını okuyor ve sonrasında da uyuyor. Rutinleri seven bir adam. Fakat bu gece bir tuhaf. Onu daha önce kendisi ile bu tonda konuşurken hiç görmemiştim. Eşiyle de henüz görüşmedi. Yanıma iyice yaklaştı. Yüzünde tarif edemediğim bir soru var sanki.
Tüm bu roller içinde ben kimim? Söyle bana ayna. Hangisi en öncelikli, hangisi en uzun ömürlü, hangisi bir etiket, hangisi gerçek ben? Artık kestiremiyorum. Her birini yıllar içinde geçirdim sırtıma, kaliteli bir ceketi giyer gibi. Ceket giymeyi oldum olası severim ve kendime de yakıştırırım ya hoşuma da gitmedi değil hani. Fakat ceketlerim o kadar üst üste ki ben artık hepsini taşımaktan yoruldum ayna.
Konforlu bir evim, güzel bir karım, harika çocuklarım var. Burası bizim rüya evimiz. Çocuklarımızı hep böyle bir evde yetiştirmenin hayalini kurduk biz eşimle yıllarca. Ama insan işte hep daha fazlasını istiyor. Çocuklar yazın denizde bolca vakit geçirsin, eşim de şehrin karmaşasından uzaklaşsın diye yazlık ev aldık. Onların ne kadar mutlu olduğunun farkındayım ve onlar mutlu diye onlar adına ben de mutluyum. Fakat kendi adıma mutlu muyum? İlk başlarda hoşuma gitti, yaz tatilinde eski bekâr günlerimi yad etmek. Zamanı sadece kendime göre planlamak, dostlarımla görüşmek, kışın okumaya fırsat bulamadığım kitapları okumak, yemek yapmak, yeni mekânlarda yemek, fırsat buldukça iş seyahatlerimi programlamak idare etse de bunca zaman beni, bir boşluk var içimde. Ben rutinleri seven bir adamım, rutinlerin alışkanlıkları beslediğini, doğru alışkanlıkların da başarıyı getirdiğine inanırım. Buna adadım ben hayatımı bunca zaman.
“Adanmışlığının sana getirdiği hayatı mı istemiyorsun yoksa artık? Fazla mı kontrolcüsün yoksa ve bırakmanın zamanı mı geldi bazı ceketlerini?”
Kış dönemi zaten yoğun geçiyor. Çocukların okulu, bizim işlerimiz, yöneticilik, başkanlık. Her birine ne de çok önem veriyormuşum meğer. Yazın tatiller var diye kulüp toplantılarını kışın haftada bir organize ettim. Yaz döneminde on beş günde bire çektim. Şimdi onu bile esnetmek istiyor bazı arkadaşlar ki dinlediğimde haklılar. Site işi desen havuz var, ortak alanların bakımı, çiçeklerin düzenli sulanması var diye yazın daha bir özen gerektiriyor.
Omuzlarını silkti. Sessizliğin arasında soldan sağa kayan gözleri geçmişle gelecek arasında bir köprü kuruyor gibi.
Çok mu ön plana alıyorum acaba insanların taleplerini, beklentilerini? Ortak paydada buluşalım, herkes mutlu olsun diye uğraşıyorum. Ben uğraşmasam, benim beklentim karşılanmaz diye attım elimi yöneticilik işine fakat artık özel bir firmaya devretmenin vakti geldi sanırım. Bunu Eylül ayında okullar başlayınca bir konuşacağım. Bu işi layığı ile yapan güzel firmalar var, arkadaşlarımdan biliyorum. Böylece seneye yaz dönemimde hem ajandam hem de kafam boşalır.
Kulüpte de ikinci başkana güvenim tam. Önce bir onunla konuşayım. Kabul ederse o olsun başkan. Zaten seçimde karşısına başkası da çıkmaz. Yönetim kurulunu toplar tüzüğün bir üzerinden geçeriz. Hatta belki kamp ve gezi organizasyonu ile sosyal sorumluluk projeleri için kurul içinden birileri liderlik eder süreçlere. Ben sadece kurucu üye olarak yer alırım. Evet evet, kulağa iyi geliyor ayna. Bunları yapabilirim. Güzel de olur, başkalarına da fırsat sunmak gerekiyor.
Omuzlarındaki gerginlik nasıl da dindi. Çattığı kaşları yumuşadı ve işte o kararlı bakışı geldi.
“Fikri bile bu etkiyi yapıyorsa demek ki bu ceketler gerçekten kalınmış sırtına. Bakalım sırada ne var sevgili matruşka?”
Ah ayna. Bir Amerika işi var ki sorma. İşleri büyütüyoruz. Yeni bir yapılanma olacak. İşin başına da beni geçirmek istiyorlar. Nasıl gurur verici bir bilsen. Yanıma ekipten iki kişiyi de alabileceğim. Kafamda isimler bile var. Fakat henüz bizimkilerle konuşamadım. Bu işe nasıl bakarlar, gelmek isterler mi? Gelseler orada mutlu olurlar mı? İlk zamanlar yoğunluğum nedeniyle onlarla ya yeteri kadar ilgilenemezsem? Diğer yandan da benim için harika ötesi bir fırsat. Torunlarıma anlatacağım büyüleyici bir hikâye.
Nasıl da heyecanla anlatıyor. Satış direktörlüğüne terfi edildiği gün de böylesi coşkuluydu. Annesi ve babası ile konuşurken ‘Seninle gurur duyuyoruz oğlum.’ sözleri omuzlarını nasıl da kabartmıştı.
Mesafe çok uzak ayna. Annem ve babam yaşlandılar, uzun yolculukları ne kadar süre yapabilirler bilmiyorum. Kardeşim desen Fransa’da kendi hayatında. Eskisi gibi sık bir araya gelebilir miyiz bilemiyorum. Çocuklarım, eşim, dostlarım, evimiz, buradaki hayatımız. Şimdi yepyeni bir düzene alışmak var kapıda.
“Belirsizliğin içinde düzen arayışı… Acaba bu mu seni sen yapan?”
Gitmezsem pişman olurum ayna, bunu biliyorum. Yarın ailemin yanına gidip onlarla bu durumu yüz yüze görüşeceğim. Daha fazla ertelemeden. En iyi kararlar aklın ve kalbin iş birliği ile çıkar ve üzerine etraflıca düşünülmüş kararlar her zaman o an için en doğru yolu gösterir. İyi geceler ayna.
İpek Kaytaz
Profesyonel Koç-ICF, Mentor, Eğitmen, Danışman





