Huzur
Ah ne de özenli bir kadın. İnsanın kendisini önemsemesi, sevmesi nasıl da fark yaratıyor. Yıllara değil yollara meydan okumak bu olsa gerek.
Oh çok şükür bugünü de gördüm ayna. Yaptığım tüm yaratımlar, yazımlar, şükürler, niyetlerim ve hedeflerim, beni bugün kendimi görmek istediğim yere getirdi. Şüphesiz bazı şeyleri daha farklı veya daha erken yapabilirdim. Kimi zaman daha kolay yolları seçebilirdim, bilenlere daha çok danışmak, daha çok destek aramak gibi. Fakat olsun, günün sonunda 90. yaş günümde torunlarımla, çocuklarımla, halen hayatta olan dostlarımla ve arkadaşlarımla birlikteydim. Danışanlarımdan ve okurlarımdan gelen mesajlar da cabası. Elli yıl geçirmişiz seninle, dile kolay. Doğumlar ve kayıplar, heyecanlar ve üzüntüler gördük seninle.
Durdu, gülümsedi, yutkundu. Yüz kremini sürmeye devam ediyor şimdi. Gözlerinde muzip bir bakış var.
Biliyor musun ayna, aslında zıtlıklardan bilinçli veya bilinçsizce yaptığımız seçimlerle var oluyoruz, benliğimizi ve yarınlarımızı inşa ediyoruz. Hani diyoruz ya huzur, sevgi, mutluluk arıyorum diye fakat bir bakıyoruz kendi çölümüzde kendimizle baş başayız. Biz gene arıyoruz da arıyoruz. Oysa minik de olsa bir değişiklik ile belki yepyeni fırsatlar çıkacak karşımıza. İstemek yetmiyor sevgili ayna. Hareketsiz bereket olur mu hiç? İsteyeceksin, planlayacaksın, adım atacaksın, dönüp bakacaksın. Neredesin, nereye gelmişsin? Neye ihtiyacın var?
Kimi zaman alırsın rüzgârı arkana akar gidersin. Baktın ki akıntıya karşısın ilerleyemiyorsun üstten, belki dibe insen daha hızlı gideceksin. Hiçbir şey değiştirmeden sonucun değişmesini bekliyor insanlar. Bilim var bilim. Suyun donma ve kaynama sıcaklığı ile şekerli suyunki veya tuzlu suyunki bir değil ki. Demek ki insanı iç ortamı da etkiliyor değil mi?
“Çölde olup da hiçbir şeyin yoksa bile bulur musun mutluluğu, huzuru, sevgiyi?”
Her neyi arıyorsa insan, cevabı bulmak için doğru yerde, doğru sorular ile ilerlemek gerekir ayna. Sorumluluğu almak, yeni yollar, yeni yöntemler, yaklaşımlar denemek, bakış açısını değiştirmek gerekir. Çöldesin ve yanında hiçbir şey yok diyelim, tepende gök kubbe var. Kutup yıldızı her zaman kuzeyi gösterir. İnsan kendi kutup yıldızını buldu mu da inan bana gerisi gelir.
Ne büyük bilgelik. Demek ki sırrı buydu, doğru zamanda doğru soruları sorarak ilerledi. Hiç hatırlamam şikâyet ettiğini. Sıkıldım derdi en çok. Sonra sallanır koltuğuna oturur, hafif bir müzik açar, gözlerini kapatırdı. Sıkılmalar sonrası da mutlaka bir pırıltı ile açardı gözlerini. Kaldırma kuvvetini bulmuşçasına fırlardı koltuğundan, en enerjik sesi ile ‘İşte buldum, denemeye değer.’ derdi. Ellerini sallanır koltuğun kolçaklarına usulca yerleştirip, kendini ayağa kaldırırken de ‘Yok daha demlenmedi.’ derdi ki bu lafını daha fazla duydum bunca yıl içinde.
Düşünüyorum da çarçabuk çözümler aramadı sorularına. Enine boyuna, sağına soluna baktı iyice, evirdi, çevirdi, danıştı, düşündü, üstüne yattı, kalktı. En çok da bana, aynasına baktı. Tarttı durdu bunca yıl hem kendisini hem fikirlerini.
Keşkelerimi, kendimi yeterince iyi bulmayışlarımı, herkesi memnun etme gayemi ve sonunda kimseyi memnun edemeyişlerimi, içime attığım sözlerin bendeki yükünü ve bana bunları bir döngü halinde yaşatan zihin yapımı girdiğim o müzede bıraktım ayna. Hepsi ile tek tek vedalaştım. Önce anlamaya çalıştım bana verdikleri mesajı, kabul ettim. Teşekkür ettim onlara bunca yıl bana hizmet ettikleri için. Sonra da onlarla ilerlememeyi seçtim kendime. Artık bana hizmet etmiyorsunuz ve ben sizsiz ilerlemeyi seçiyorum dedim. Arka kapısından çıktım müzenin ki ne göreyim mis kokulu bir bahçe. Renk renk çiçeklerle bezeli bir yolda ilerledim, ilerledim, müze iyicene geride kaldı. Bir baktım sol yanımda ulu ağaçlardan oluşan bir koruluk, sağ yanımda meyve ağaçları var. Altımdaki yol toprak oldu. Tepemde güneş bana gülümsüyor ve uzaktaki tepenin orda bir zeytin ağacı var, dalları nasıl dolu. Altında bembeyaz şile bezi elbiseli bir kadın var, tanıdık gibi fakat çıkartamadığım. Ben kadına, kadın bana doğru ilerlemeye başladı. Meğer gelen benmişim. Bir kucaklaşmamız var ki görmeliydin.
Bu anısını hiç bilmiyordum. Sardı üst bedenini kollarıyla, belli ki şu anda orada ve kendisine sarılıyor.
Sonra benim için dönüşüm başladı ayna. Ben hep o kadındım aslında ya bir dönem yolumu kaybetmiştim. Bak şimdi bana, işte ben tam da o gördüğüm kadınım ayna. İyi ki doğmuşum.
Giydiği beyaz şile bezi elbisesini şimdiye dek fark etmemiştim. Ah de de yakışmış salaş elbisesi, bronz teni ve dalgalı beyaz saçlarına. Yavaşça yatağına uzandı, hep nazik hareket eder fakat bu akşam daha bir özenli sanki. Baş ucu lambasını usulca kapattı ve gözlerini yumdu.
‘İyi ki doğdun.’
İpek Kaytaz
Profesyonel Koç-ICF, Mentor, Eğitmen, Danışman





