Huzursuzluk
Yüzünde güller açan bir kadın vardı. Öylesine kendisi ile barışık, hayata tutku ile bağlı. Karşıma her geldiğinde şen şakrak anlatırdı bana gününü. Pek çok doğum günlerine, düğünlere, davetlere, iş görüşmelerine, akraba buluşmalarına hazırlandı karşımda, gülcemali hep hatırımda.
Onu seyretmeyi çok severdim. Neşesini, heyecanını, kimi zaman telaşını, en çok da azmini ve kendisine olan güvenini beğenirdim. İçi ne ise dışı da o diye düşünürdüm. Kilo alırdı, kilo verirdi fakat her giydiği bir ayrı yakışırdı.
Bir gün dikkatlice baktım yüzüne ve işte o anda fark ettim ki eksilmişti gülleri. Nicedir geç yatıyordu, herhalde ondandır dedim. Çok çalışıyordu son zamanlarda ve hep beli ağrıyordu. Karşıma geçtiğinde esneme hareketleri yapıyordu. Bir göğe uzanıyor elmaları topluyor, bir aşağı eğiliyor sağa sola savruluyordu.
Bir akşam iyice yanıma yaklaşmış makyajını temizlerken daha önce hiç görmediğim bir şey oldu. Önce gözleri buğulandı, pınarlarında sular birikti. Arkasını döndü hemen ve ‘yok bir şey, geçecek bugünler’ dedi. Hangi günlerden bahsettiğini anlayamadım pek tabii. En çok istediği şeyi elde etmişti ve terfi almıştı ya işinde bu senenin başında. ‘Canım annem benimle gurur duyabilirsin, o kapıya ismimi yazdırdım.’ demişti. Bekledim makyajını çıkarmasını ama devam etmedi, ilk defa.
Yüzünde güller açan bir kadındım ben, içim dışım bir sanırdım. En çok istediğim şeydi oysa terfi almak ve kapıya ismimi yazdırmak. Bu bir yoldu benim için ve ben çok uzun zamandır hazırlanıyordum. Üniversite mezuniyetimde söz vermiştim anneme, potansiyelimin farkındaydım ve iyi yerlere gelecektim, refah içinde yaşayacak, istediğim kıyafeti alacak ve istediğim tatile çıkacaktım.
Buydu ya hayalim. Ne yani şimdi bu huzursuzluk? İstediğim kıyafeti alıyorum, param var. Tatil desen, yılda 20 gün dibine kadar eğleniyor ve geziyorum ya. Evim güzel, arabam var. Kocam varsın olmasın, henüz tanışmadım demek ki o adamla. Çok çalışıyorum, yurt dışı seyahatlerim, toplantılarım var, önce bunları bir kabul etmeli o adam. E çocuk için de var vakit, yaşım daha 35. Aklıma yatan birini bulursam beklememe gerek yok öyle yıllarca, evlenirim hemen.
İnanamadım duyduklarıma, bunca yıldır aynasıyım ilk defa böylesine açtı bana içini. O an dile gelip konuşmak istedim. Tarif etsin istedim huzursuzluğun onun için anlamını. Evlilik onun için ne demek, çocuk sahibi olmak ne demek. Duymuş muydu beni?
Huzursuzluk, son zamanlarda hissettiğim bir kavram. Bilemiyorum nereye koyacağımı, onunla ne yapacağımı. Hedefleri olan, planlı programlı bir kişiydim oldum olası. Kulüp yönetim kurulu seçmelerini kazanamayınca ‘Üzülme kızım, sen büyük şirketlerin yönetim kurullarını yöneteceksin.’ demişti annem ve öyle de olmuştu. Kaç kadın ya da kaç erkek böylesi erken yaşta bu denli büyük bir sorumluluk ve başarı elde eder? En çok hayalini kurduğum şey bu değil miydi ezelden beri?
O nasıl bakış öyle? Nerelere gitti acaba zihin ekranında?
Tabii ya, ben aslında bebek fotoğrafçısı olmak istiyordum. Hem bebekleri ve çocukları çok sevdiğim hem de fotoğraf çekerken zamanın nasıl geçtiğini anlamadığım için. Geçici bir heves sanmıştım ortaokul lise yıllarıma ait fakat ya esas tutkum bu ise?
Çalışmayı hep sevdim, severim. Üretmek, yönetmek, ekipleri harekete geçirmek, birilerine ilham olmak, gönüllü çalışmalarda bulunmak… Bunların hepsini yapabiliyorum. Üstelik ekonomik gücümün olması beni her zaman güvende tutar. Diğer yandan bulunduğum pozisyona kan, ter, gözyaşı ile geldim ben.
Ağlayan kadın gitmişti. Yerine kendinden emin, ne olmak istediğini bilen, istediğini yapabilen, geçmişin emeğini bilerek bugününü takdir eden, görece daha huzurlu bir kadın belirmişti aynada.
Evlilik benim için güven, aile ve çocuk demek. Bunların üçünü yoğun iş hayatımda bu kadar da düşünmemiştim aslında. Düşündüren de gerçekten çıkmamıştı karşıma. Eğer şimdi düşündüysem demek ki almam gereken bir mesaj var. Demek ki artık başka bir evreye daha hazırım.
Peki ya fotoğrafçılık? Ahh ne de özledim elimde makinem ile dolaştığım o günleri. Başkalarının hayatlarına, özellikle mutlu anlarına tanıklık etmek ve onları kalıcı hale getirmek için orada ve anda olmayı. Ne dersleri, ne yaklaşan sınavları, ne mülakatları düşünürdüm o an. Aklıma kalp ağrıtan sevgililerim bile gelmezdi. Şimdi ise telefonla bile fotoğraf çekmez oldum.
Ah güzel kadın, yüzünde güller açan, içi dışı bir olan. Meğer ayrı düşmüş için dışından bunca zaman.
Aslında sene sonu raporlama dönemi bitmek üzere. Ortaklığın en zorlu ilk yılı da geride kalıyor. Yeni yıl hedefi olarak kendime son model bir fotoğraf makinesi alıp, en azından ayda bir veya iki defa en azından yarım günümü çekim için ayırabilirim. Artık trekkinge mi giderim, sanat galerisine mi orasını bilmem. Hatta Sultanahmet, Ayasofya bile olabilir. Sürekli yabancı misafirleri gezdirmek yerine kendim gezerim bir kere de, kalabalığa karışarak, kimi zaman da insanlardan ayrılarak basarım deklanşöre. Hatta iki ay sonra doğuracak olan kuzenimin de bebek fotoğrafçısı olurum, eğer o da kabul ederse.
Yüzüne fazladan gül mü eklendi yoksa? Hem de sadece bu kadarcık zamanda? Hazırmış meğerse kendisiyle bağ kurmaya, aksiyon almaya. Ne mutlu bana, tanıklık ettim bu özel ana.
Ah ne rahatladım huzura kavuşunca. Resmen hazırmışım içimle dışımı barıştırmaya.
İpek Kaytaz
Profesyonel Koç-ICF, Mentor, Eğitmen, Danışman