1937’den Günümüze Türkiye'de Orman Yangın Yönetimi Alanında Çözüm Bekleyen Başlıca Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Türkiye’de orman yangınlarıyla mücadele, 1839 yılında Orman Genel Müdürlüğü’nün (OGM) kurulmasıyla kurumsal bir yapı kazanmış olsa da toplumsal motivasyon isteksizliği, kamuoyu farkındalığının düşük olması, orman yangınlarını önleyici programların yetersizliği, yasal düzenlemeler de halk katılımı eksikliği, 6831 sayılı Orman Kanunda izlenen politika ve düzenlenen mevzuat hükümlerinin, genelde afet sonrasında, hızlı ve geçici şekillerde kabul edilmesi, özellikle sebebi bilinmeyen yangınların meydana gelme oranı göz önüne alındığında orman suçlarında yeteri kadar soruşturma yapacak kriminolog uzman sayısının az olması gibi hem hukuki hem de politika ve sosyo-ekonomik dinamiklerin bozulmasına bağlı olarak istenilen başarı tam anlamıyla elde edilememiştir. İçinde bulunduğumuz Akdeniz vejetasyonu ve iklim özellikleri dikkate alındığında ormanları yangınları gerçeği ile evrilmiş bir biyocoğrafya yaşam birliği dikkat çekmektedir. Bu dönem boyunca meydana gelen yangınlar genellikle insan kaynaklı olup, iklim değişikliği gibi çevresel değişkenlerle birlikte belirsizliklerin olduğu, geleneksel söndürme odaklı politikaların artık yeteri kadar sürdürülebilir bir orman ekosistemini koruma başarısını tam anlamıyla yansıtmadığına işaret etmektedir.
Diğer bir deyişle orman yangınları krizi değişiyor ve salt söndürmeye odaklanırsak kaybedeceğiz. Sanayi devriminden günümüze değin artan yapay alanların (turizm, madencilik, endüstriyel ve tarımsal alanlar vb.) sayısının artması Türkiye ve çevresinde doğal ortam ve beşerî ortam bozulmalarına ve yanlış arazi kullanımlarına sebebiyet vererek iklim krizinin Türkiye coğrafyasında yangın rejimini değiştirici ve hızlandırıcı bir yönüyle stratejileri yetersiz bırakmaktadır. Bu ekolojik kriz odağında şiddetli hamleli oldukça kurutucu olan ve ani yön değiştiren rüzgarlar, artan sıcaklıklar ve uzun kurak dönemlerle birlikte yangın şiddetini günden güne derinleştiren bir yok oluşa doğru bizleri sürüklemektedir. Burada yangın sonrası yapılan hızlı restorasyonların boyutu göz önüne alındığında uzmanlara göre mega yangınlardaki önceliğimiz olan yakıt borcumuzu ödemektir. Yani yanan bölgelerde yapılan hızlı ve ağaçlandırma seferberliği çalışmaları ekolojik bir onarımdan ziyade bitki örtüsü yönetiminin sürdürülebilir olmadığı bir sorunu doğurmuştur.
Tarihsel süreçte ise özellikle 2010’lu yıllardan itibaren kalkınma odaklı politikalara (turizm, madencilik, kentleşme vb.) yer verilerek orman arazilerin kullanımına açılması orman alanlarının korunma kullanma dengesini zayıflatmıştır. Bu yıl Seferihisar (İzmir), Seyitgazi (Eskişehir), Bilecik, Gürsu-Kestel (Bursa), Harmancık (Bursa), İnegöl (Bursa) ovası, Sarıcaeli (Çanakkale), Ezine (Çanakkale), Dardanos boğazı (Çanakkale) vb. merkezlerinde meydana gelen orman yangınının temel nedeni orman-yerleşim, orman-kentsel arayüz tampon zonların yeteri kadar oluşturulamaması, bu alanların imara açılarak tahrip edilmesidir. Bu sorunların yanı sıra enerji altyapısı kaynaklı sorunlara bağlı olarak çıkan orman yangınları da bir kez daha enerji alt yapısını ormanlık bölgelerde inşa ederken müdahaleyi kolaylaştırıcı ve önleyici yangın emniyet şeritlerinin, koruma bantlarının oluşturulmasını bizlere hatırlatmaktadır.
Orman yangınlarıyla mücadele stratejimizde büyük yangınlarla müdahale de deneyim, eğitim açığımız da insan kaynağı yönetimi bakımından eksikleri gözler önüne sermiştir. Örneğin Osmaneli’nde, Eskişehir Orman Bölge Müdürlüğü mıntıkası içerisindeki yangına duyarlı meşcereler de sıklık bakımlarının yapılmaması, yol kenarındaki diri örtü temizliklerinin yapılmaması yangın çıktığı andan itibaren orman yolları bozuk olduğu için müdahaleyi zorlaştırmış ve tahribat boyutunu artırmıştır. Ayrıca yangının enerji kazandığı ve kontrolden çıktığı sahalara doğrudan insan müdahalesinin yapılması, bu alanlara arazözlerin sokulması maalesef ölümle sonuçlanan bir yangın bilançosuyla sonuçlanmıştır. Özellikle orman yangınları deneyimi konusunda yetersiz bölgelerimizde bu denli yangınlarla mücadele de bilgi, deneyim ve eğitimli personel açığından dolayı rotasyon ve deneyimle bu açığı kapatmamız gerekiyor.
Öneriler
- Enerjimizi, yangın sezonu öncesine kanalize etmeliyiz.
- Yerel yönetimler, önlemler teşvik edilmeli.
- Yanan alanların afet bölgesi ilan edilmesi ve dokunulmaması.
- İl Afet Risk Azaltma ve Türkiye Afet Risk Azaltma raporlarında köy, mahalle, il ve ilçe yangın müdahale planlamalarının risk, tehlike, maruziyetleri azaltma adına yerel halkın ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenmelidir.
- Demokratik katılımlı bütünsel orman yangını yönetimine geçiş yapılmalıdır.
- Yangınların sayısını azaltmak adına yangın anına değil, öncesine odaklanmalıyız.
- Yangına hassas yerleşimler kurulmalı (Ör. Köy-kent inşaları).
- Kırsal dönüşüm tedbirleri artırılmalı. Çünkü yangın riski yüksek 7.000 ormanlık; köy ve mahalle var. Orman içi ve bitişiği toplam 23.000 orman köyü ve mahallesi var.
- Köyleri boşaltmak yerine kırsaldaki yerleşimleri daha dayanıklı hale getirmeliyiz.
- Nedeni bilinmeyen yangınlarla mücadele de olası çıkma durumuna karşı her köy ve mahalle için eylem müdahale planlarının oluşturulması şarttır.
- Orman işçilerin çalışma saatleri yeniden düzenlenmeli, maaş koşulları iyileştirilmelidir.
- Kalem gibi orman inşa etmek fikrinden vazgeçerek ekolojik restorasyona dayalı eylemler yapılmalıdır.
- Orman yakma suçlarıyla ilgili verilen Yargıtay kararlarında, anız yakma fiilinin işlendiği esnada yakılan ateşin büyüyerek ormanlık alana sıçraması hâlinde, fikri içtima hükümlerinin uygulanacağı ve failin sadece taksirle orman yangınına sebebiyet verme suçundan cezalandırılacağı belirtilmektedir. Oysa Orman Kanunu m. 76’ya atıfla m. 110/2’de düzenlenmiş olan fiillerin işlenmesi sonucunda orman yangınına sebebiyet verilmesi hâlinde, failin kastına göre, kasten ya da taksirle orman yangına sebebiyet verme suçlarından da ayrıca cezalandırılacağı yönünde bir düzenleme yapılarak fikri içtima hükümlerinin önüne geçilmesi sağlanabilir.
- Kırsal yaşamın ve ormanların itfaiyecileri keçiler ve sığırları orman yangın yönetimine yeniden dahil ederek bu canlıların yakıt yükü azaltımı davranışları modelleri doğrultusunda yeniden değerlendirmesi hayati öneme sahiptir.






