“İklim. Devrik tezgahı güneşin" (Cemal Süreya)
Bildiğiniz üzere tüm dünyada bir zihniyet ve paradigma değişikliği yaşanıyor. Covid 19 ile hepimize varlığını hissettiren, enerji ve lojistik krizleri ile doruğa ulaşan, mevsimlerin kayması ile hayatımız da olduğuna ikna olduğumuz bir süreç yaşıyoruz.
İklim krizleri ve dünyanın ısısının değişmesi olarak matematiksel hale getirilen bu durum önümüzde hayati bir konu olarak bulunuyor. Belki de endüstri devriminden beri hızla değişen dünya iklimi, tüketim arttıkça ve çeşitlendikçe daha da gözle görünür hal aldı. Şuan artık alarm seviyesi artmış durumda. Bazı konular da geri döndürülemez noktaya ulaşmış haldedir.
Dünya ülkeleri İklim hassasiyeti konusunu bazı duyarlı kişi ya da toplulukların yaşam kaygısı olarak görmenin ötesinde Dünya yaşamının bir tehdit unsuru olarak kabul ettiler.
Bu önemli kabul ile birlikte bazı önlemler hızlıca kararlaştırıldı. Bu yanı ile aslında bir paradigma değişikliği olduğundan bahsedebiliriz. Bu değişiklik üretim kararları, tüketim kararları, tedarik zinciri yönetimi, lojistik, alternatif enerji kaynakları, döngüsel ekonomi, toprağa dayalı inovasyon, yüksek veri mühendisliği gibi kavramlardan tutunda bireysel yaşam şekillerine kadar yansıyacaktır. Bu kavramsal yaklaşım ve tanımlamaların ötesinde yeni bir ekonomi oluşturacaktı hatta oluşturmaya başladı. Özellikle sanayi kuruluşları ve sivil toplum kuruluşları bu durumun yönetilmesi konusunda acil eylem planları oluşturuyor ve oluşturmak zorundadır.
Tüm bu sürecin gittiği ya da gideceği yeri ve oluşturacağı atmosferi; "sürdürülebilirlik" kavramının altında ele almak mümkün. "Yeşil Mutabakat" için bir anlam da bu sürecin yol haritası, bu süreçten çıkış klavuzu da diyebiliriz.
"Yeşil Mutabakat" ile beraber ülkeler kendi sınırları içinden başlayan ve dünyaya yayılan bazı tedbirler almaya başladılar. Bu tedbirlerin bütçesini de büyük oranda ülkelerine gelen ürünlere koyacakları ek vergiler ile almak gibi bir hedef var. Aslında şu söyleniyor, benim ülkeme getirdiğin ürün ülkemde bir çevre sorununa neden olacaksa bunun giderilmesi için gerekli olan maliyeti de sen karşıla. Konu bu yanı ile oldukça net.
Peki ülkemiz kozmetik üreticisi buna hazır mı?
Çok net bir şekilde, hayır hazır değil diyebiliriz. Fakat Türk kozmetik üreticileri hazırlanma ve bilinçlenme yönünde büyük bir ilgi içindeler. Enerji politikaları çerçevesinde bir çok fabrikanın güneş panelleri ile çatılarını kapladıklarını görüyoruz. Ambalajlara yönelik, "eko etiket" kriterleri ilgi görüyor. Yeşil içerikler tüketiciye fayda sunmanın ötesinde çevre hassasiyeti olarak ele alınmaya başlanıyor. Ve birçok kozmetik üreticimizin bu işin temeli olan sürdürülebilirlik politikaları hazırlama konusunda gayretleri ve adımlarını izliyoruz.
Tabi konu çok kapsamlı ve kendi know-how'ını da süreç içinde oluşturuyor. Bu anlamda önümüzde ki aylarda KÜAD tarafından Antalya da yapılacak olan 6. Uluslararası Kozmetik Kongresi büyük bir fırsat sunuyor.
Ana teması "Kozmetik Sektörü İçin Yeşil Mutabakat" olan kongrede, bu konu detaylı olarak birçok yönden ele alınacak. 1-3 Aralık tarihlerinde Antalya Susesi Otelde gerçekleşecek kongreye birçok bilim insanı ve araştırmacı katılıyor.
AB ülkelerinde başlayan ambalaj vergileri ile geldi geliyor dediğimiz süreç çoktan başlamış oldu. Bu yanı ile henüz tam olarak konuya hazır olmayan kozmetik üreticilerimizin biran önce bu hazırlıklarını yapmaları ve Yeşil Mutabakat ile birlikte yaşanabilecek tedarikçi krizlerinde sürece hazır üreticiler olarak dünya pazarında oluşan fırsatları değerlendirebilmeliler.
https://www.kozmetikkongresi.com/













