COP31 EV SAHİBİ TÜRKİYE: İKLİME SELAM, KÖMÜRE DEVAM
İklim zirvesine ev sahipliği yapmak, yalnızca salonlarda verilen mesajlarla değil, sahada alınan kararlarla anlam kazanır. Türkiye bir yandan COP31 için 'iklim liderliği' söylemini yükseltirken diğer yandan kömür için ormanları, zeytinlikleri ve köyleri feda ederek bu söylemi içeriksiz bırakıyor.
Akbelen’de yaşananlar, iklim krizine karşı mücadelede hangi tarafta durulduğunu açıkça gösteriyor: Yaşamdan, gelecekten ve adaletten yana mı yoksa kısa vadeli çıkarlar uğruna doğayı, sağlığı ve toplumsal dokuyu gözden çıkaran bir enerji anlayışından mı?
Türkiye, Kasım 2025’te COP31’e ev sahipliği yapacak ülke olarak açıklandığında, bu karar küresel sahnede iklim liderliğini gösterme fırsatı olarak sunuldu. Ancak Türkiye’nin ev sahibi olarak ilan edilmesinin üzerinden iki ay bile geçmeden, 2026 yılı 10 Ocak’ta, Türk hükümeti bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile acil kamulaştırma kararı aldı: Kömür madenciliğini genişletmek için Akbelen Ormanı çevresindeki köyler boşaltılacak. Normalde ulusal savunma, doğal afetler veya acil kamu gereksinimi için kullanılan acil kamulaştırma, burada kömür çıkarımını hızlandırmak için kullanılıyor. Hükümetin küresel iklim söylemi ile sahadaki iklim gerçeği arasındaki derin çelişki, bir zamanlar Akbelen Ormanı olan bu topraklarda tüm çıplaklığıyla ortaya çıkıyor.
Hikaye 2020’de başlıyor. AKP hükümeti, Akbelen Ormanı’nı acil kamulaştırma ile YK Enerji’ye (IC İçtaş Enerji ve Limak Enerji ortaklığı) devretti ve Yeniköy ile Kemerköy Termik Santralları için kömür madenciliğini genişletmek adına karbondioksit yutağı olan ormanı feda etti.
Yıllarca köylüler, sivil toplumun desteğiyle ormanı korumak için mücadele etti. Ancak 2023’te, 60, 70, 80, 90 yaş civarında yaklaşık 65 bin ağaç kesildi ve güvenlik güçleri, yıkımı durdurmaya barışçıl şekilde çalışan köylüleri şiddetle bastırdı.
Ama bu son değildi. Bir sonraki cephe zeytinlikler oldu. Köylülerin, sivil toplumun ve tüm muhalefet partilerinin itirazına rağmen hükümet Temmuz 2025’te zeytinlikleri madenciliğe açan bir düzenlemeyi yürürlüğe koydu. Eylül 2025’te, hasattan bir ay önce, YK Enerji kömür madenciliği alanını daha da genişletmek için zeytin ağaçlarını -zeytinleriyle birlikte- sökmeye başladı ve nesiller boyu ailelerin geçimini sağlayan bahçeleri yok etti.
Son acil kamulaştırma kararı 679 parseli (1.600 zeytinlik ve Bağdamları, Cakıralan, Çamköy, İkizköy, Karacağaç ve Karacahisar köyleri dahil) hedef alıyor ve köylüleri evlerini, topraklarını ve geçim kaynaklarını terk etmeye zorluyor.
Bu yalnızca izole bir arazi anlaşmazlığı değil. Orman tahribi olarak başlayan süreç şimdi tüm kırsal toplulukların sistematik olarak parçalanmasına dönüştü. Gerekçe enerji güvenliği ancak bu iki kömür yakıtlı termik santral Türkiye elektrik üretiminin sadece %2,0–2,5’i (~1 095 MW) kadarını üretiyor. Buna karşılık eski tip santrallardan olan ve yerli linyit kömür yakıtlı Kemerköy ve Yeniköy, Türkiye elektrik sektöründen kaynaklı CO₂ emisyonlarının yaklaşık %4,2’sini üretiyor. Bu iki santralın karbon yoğunluğu Türkiye ortalamasının üzerinde. Türkiye genelinde elektrik üretiminin karbon yoğunluğu (2024) ~398 g CO₂/kWh. Kemerköy ve Yeniköy santrallarının karbon yoğunluğu ~1 kg CO₂ /kWh civarında. Yani linyit kömürün hem verimi düşük hem de çok daha kirli. Buna rağmen yerli kömür kullanımına yönelik yatırımlar halen gündemde ve enerji planlamasında yer alıyor.
Yazının devamı için; https://www.ekoiq.com/cop31-ev-sahibi-turkiye-iklime-selam-komure-devam/