MUSTAFA AKMAN İLE SÖYLEŞTİK

Grafik tasarım dünyası sadece estetikle değil, aynı zamanda etikle de şekillenir. Bu çerçevede kaleme alınan *Meslek Etiği ve Grafik Tasarım – Genelden Özel'e bir Yolculuk* adlı kitabıyla akademisyen, grafik sanatçısı ve yazar Mustafa Akman ile , mesleki vicdanı sorgulayan, düşündüren bir çalışmaya imza atıyor. Akman ile hem kitabını hem de meslek etiği kavramını çok yönlü kimliği çerçevesinde konuştuk.

DM-1. Kitabınızın başlığı “Meslek Etiği ve Grafik Tasarım – Genelden Özel’e bir Yolculuk.” Bu yolculuk sizin hem tasarımcı hem akademisyen kimliğinizi nasıl bir araya getiriyor?

MA:  Aslında bu yolculuk, yalnızca tasarımcı ya da akademisyen kimliğimin değil; aynı zamanda bir yurttaş olarak etik değerlere duyduğum sorumluluğun bir yansımasıdır. Etik ilkelerin yalnızca mesleki alanla sınırlı kalmaması, toplumsal yaşamın her alanında bilinmesi ve uygulanması gerektiğine inanıyorum. Çünkü bireylerin etik temelli ilişkiler kurması hem mesleki hem de toplumsal düzeyde daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir yaşamı mümkün kılar. Tasarımcı ve akademisyen kimliklerim ise bu anlayışı daha sistematik ve kuramsal bir çerçevede ele almama olanak tanıdı. Bu bağlamda çalışmam, önce etik kavramını genel bir perspektiften ele almakta, ardından grafik tasarım alanındaki özel yansımalarına odaklanmaktadır. Kitabın yapısı, kişisel ve mesleki deneyimlerimin kuramsal bilgiyle bütünleştiği bir anlayışı temsil etmektedir.

DM-2. Kitabın temel motivasyonunu merak ediyorum. Bu kitabı yazmaya sizi iten akademik ya da mesleki bir kırılma anı oldu mu?

MA:  Bu kitabın temel motivasyonunu tek bir kırılma anına indirgemek zor. Ancak Türkiye'de yaşamanın bende yarattığı genel bir farkındalık ve rahatsızlık duygusunu burada dile getirmeliyim. Çünkü pek çok şeyin aslında daha adil, şeffaf ve denetlenebilir sistemlerle kolaylıkla yürütülebileceği bir düzende yaşamamız mümkünken, ne yazık ki gerek mesleki alanlarda gerekse toplumsal yaşamda kalite, etik ve değer odaklı bir yaklaşımın eksikliği dikkat çekici boyuttadır. Burada yalnızca grafik tasarım mesleğinden söz etmiyorum; genel olarak değersizleştirilen, yüzeyselleşen ve nitelikten yoksun bir yaşam biçiminden söz ediyorum. Toplum olarak etik değerlere sahip olduğumuzu söyleyebiliriz ama bu değerlerin pratikte yaşatılmadığını, uygulanmadığını görüyoruz. Bu çelişkili durum beni oldukça rahatsız ediyor. Kitap da dahil olmak üzere bu alandaki üretimlerim, işte bu rahatsızlığın bir sonucu olarak ortaya çıktı. Çünkü bu toplumun potansiyelinin çok daha fazlasını hak ettiğine inanıyorum. 

DM-3. Uzun yıllardır grafik tasarım eğitimi veriyorsunuz. Sınıfta etik üzerine yürüyen tartışmaların sizi yazmaya teşvik ettiğini söyleyebilir misiniz?

MA: Meslek etiği konusuna ilgim, eğitimcilik kariyerimden önce, öğrencilik yıllarıma kadar uzanıyor. O dönemde bile piyasanın adil bir şekilde işlemediğini gözlemlemiş ve bu adaletsizliğin yalnızca dışsal faktörlerden değil, biz tasarımcıların bireysel tutum ve tercihlerinden de kaynaklandığını fark etmiştim. Etik değerlerin ya da ilkesizliklerin, bizler tarafından üretildiğini görmek bu konuda düşünmeye erken yaşta başlamama neden oldu. Eğitmenlik sürecim ise bu sorgulamayı daha geniş bir çerçeveye taşıma fırsatı sundu. Sınıf ortamında öğrencilerle, meslektaşlarla yürüttüğümüz tartışmalar, bu alandaki fikirlerin olgunlaşmasına katkı sağladı. Bu etkileşimler, tezimi daha sonrasında kitabı yazma sürecimde önemli bir motivasyon kaynağı oldu diyebilirim.

DM-4. Kitabınızda etik kavramını hem tarihsel hem felsefi arka planıyla ele alıyorsunuz. Akademide bu kavramın grafik tasarım özelinde nasıl ele alındığını değerlendirir misiniz? Sizce yeterince konuşuluyor mu?

MA:  Ne yazık ki etik kavramı akademide, özellikle grafik tasarım alanında yeterince ele alınmıyor. Aslında yalnızca grafik tasarım ya da eğitim alanı değil, genel olarak birçok sektörde etik ilkelere dair ciddi bir yoksunluk söz konusu. Bu durum hem mesleki hem de toplumsal düzeyde niteliksiz, yüzeysel ve neredeyse ilkel bir yaşam biçimini beraberinde getiriyor. Oysa insana yakışır bir yaşam; zihinsel ve bedensel bütünlük içinde, temel evrensel değerlere dayalı bir hayat sürmeyi gerektirir. Ancak bu değerler hem bireysel hem toplumsal düzeyde içselleştirilmediği ve hayata geçirilmediği sürece, meslek alanlarında da ilkesizlikler, yozlaşmalar ve çürümeler kaçınılmaz hale geliyor. Grafik tasarım mesleği özelinde örgüt kültürü, mesleki sorumluluklar ya da etik kodlar üzerine konuşmadan önce, bireylerde etik farkındalık ve temel değer bilinci oluşturmak gerekiyor. Temel değerlere sahip olmayan bireylerin mesleki ilkelere uymasını beklemek gerçekçi değildir.

DM-5. Tasarım eğitimi sırasında öğrencilerle karşılaştığınız en temel etik açmazlar neler oluyor? Bu sorunlara nasıl yaklaşmayı tercih ediyorsunuz?

MA:  En sık karşılaşılan etik açmazlardan biri, eğitim sürecinde öğrencilere kazandırılmaya çalışılan “ideal” ile sektörde karşılaşılan “gerçeklik” arasındaki uyumsuzluktur. Okullarda evrensel etik ilkeler ve mesleki sorumluluklar vurgulanırken, mezun olduktan sonra öğrenciler çoğu zaman bu ilkelerin sektör tarafından gözetilmediği bir ortamla karşılaşmaktadır. Ancak bu çelişki karşısında eğitim kurumlarının, sektördeki etik dışı uygulamaları meşrulaştırmak ya da kabullenmek yerine, doğru olanı öğretmeye devam etmesi büyük önem taşır. Eğitim, yalnızca sektöre insan kaynağı yetiştirmekten ibaret değildir; aynı zamanda sektörün dönüşümüne katkı sağlayacak bireyler yetiştirmelidir. Bu noktada aslında piyasanın evrensel etik değerlere yaklaşması ve bu değerlere uygun meslek içi eğitimlerle kendini yenilemesi gerekmektedir. Aksi halde, günümüzün kâr odaklı, tüketim merkezli ve değerlerden uzaklaşmış piyasa anlayışı yalnızca mesleki değil, toplumsal ve ekolojik düzeyde de ciddi sorunlara yol açmaktadır. Nitekim günümüzün ekolojik krizleri, bu değer yitimine dair somut ve çarpıcı bir göstergedir.

DM-6. Uygulayıcı olarak sektörde, eğitmen olarak üniversitede etik hassasiyetleri gözlemlediğinizde, bu iki alan arasında bir fark görüyor musunuz?

MA:  Elbette, sektör ile akademi arasında etik hassasiyetler bakımından belirgin bir fark olduğunu gözlemliyorum. Özellikle piyasada, evrensel etik ilkeler ya da mesleki etik kodlara gereken önemin verilmediği, çoğu zaman bu ilkelerin tamamen göz ardı edildiği durumlarla karşılaşılıyor. Ancak bu etik dışı yönelimlerin tesadüfi ya da bireysel zafiyetlerden kaynaklandığını düşünmüyorum. Aksine, bunlar büyük ölçüde politik ve yapısal tercihlerle şekilleniyor. Çıkar ilişkilerinin belirleyici olması ve etik ihlallerin karşılığında yeterince caydırıcı yaptırımların uygulanmaması, sektörün zamanla ilkesizliğe doğru evrilmesine zemin hazırlıyor. Bu nedenle, etik dışı davranışlar kimden gelirse gelsin — kişi ya da kurum fark etmeksizin — kararlılıkla ve tutarlılıkla cezalandırılmalı. Aynı şekilde, uzun vadede sektörel dönüşüm için doğru politikalarla desteklenen bir etik kültürün inşa edilmesi şarttır.

DM-7. Kitabınızda yer verdiğiniz örnek olaylar, karar anları ve ikilemler dikkat çekici. Bunlar daha çok akademik bir derinlik mi taşıyor, yoksa mesleki pratikten mi besleniyor?

MA:  Aslında her ikisini de içeriyor. Örnek olaylar hem akademik bir derinliğe sahip olacak şekilde kurgulandı hem de doğrudan mesleki pratikten besleniyor. Bu tür etik egzersizler, bireye henüz gerçek bir durumla karşılaşmadan önce düşünme ve değerlendirme fırsatı sunuyor. Bir anlamda meslek yaşamında karşılaşılabilecek etik ikilemlerin zihinsel bir provası olarak da görülebilir. Çünkü mesleki hayatta etik dışı kararlar genellikle stres altında, yoğun iş temposunda ya da kısa vadeli kâr fırsatları söz konusu olduğunda daha görünür hale geliyor. Dolayısıyla bu olaylara önceden düşünsel olarak hazırlanmak, etik farkındalığın gelişmesine ve sağlıklı karar mekanizmalarının inşa edilmesine katkı sunuyor.

DM-8. Günümüz tasarım dünyasında “etik” zaman zaman müşteri talepleri karşısında ikinci plana itilebiliyor. Bu konuda hem öğretim üyesi hem profesyonel olarak ne tür stratejiler öneriyorsunuz?

MA:  Öncelikle tasarımcı, sürecin en başında müşteriye etik ve doğru olan yaklaşımı açık bir şekilde sunmalı ve bu ilkelerde ısrarcı olmalıdır. Ancak bu duruşu sürdürebilmenin yolu, yalnızca mesleki değil, ekonomik açıdan da bir bağımsızlığa sahip olmaktan geçiyor. Eğer gelir modelinizi etik ilkelere uygun bir şekilde farklı gelir kaynakları ile inşa edebilirseniz, içinize sinmeyen ya da ilkesel olarak sorunlu gördüğünüz işleri reddetme gücünüz olur. Aksi durumda, özellikle ekonomik bağımlılık içinde olan tasarımcılar, zaman zaman müşteri taleplerine boyun eğmek ve etik açıdan sorunlu işlere onay vermek zorunda kalabiliyor. Bu noktada, etik ilkelere bağlı kalabilmek için sadece ahlaki değil, yapısal ve ekonomik stratejiler geliştirmek gerekiyor. Ne yazık ki grafik tasarım alanında bu konular yeterince tartışılmıyor. Oysa etik, yalnızca doğruyu bilmek değil; aynı zamanda o doğruyu savunabilecek koşulları yaratmakla da ilgilidir. Bu nedenle etik davranış, bir yönüyle de bağımsızlık, özerklik (zihinsel ve finansal olarak da dahil) ve sorumluluk bilinciyle doğrudan ilişkilidir.

DM-9. Kitabınızda grafik tasarımcıyı sadece üretici değil, aynı zamanda düşünen, sorgulayan bir özne olarak konumlandırıyorsunuz. Bu yaklaşım eğitimde nasıl karşılık buluyor?

MA: Grafik tasarımcı, yalnızca görsel üretim yapan biri değil; aynı zamanda düşünen, sorgulayan ve karmaşık iletişim problemlerini yaratıcı yollarla çözen bir özne olmalıdır. Bu, mesleğin doğasında yer alan temel bir niteliktir ve aksi düşünülemez. Ne yazık ki sektörde grafik tasarım hâlâ çoğu zaman yalnızca teknik program bilgisiyle — örneğin Photoshop ya da Illustrator gibi araçların kullanım becerisiyle — özdeşleştiriliyor. Oysa grafik tasarım, esasen bir problem çözme pratiğidir ve bu yönüyle çok boyutlu bir düşünme biçimini gerektirir. Bu nedenle tasarım eğitimi, yalnızca teknik becerileri değil; eleştirel düşünmeyi, yaratıcılığı, sanat ve tasarım felsefesini, toplumsal sorumluluk bilincini ve etik farkındalığı da içermelidir. Öğrencilerin yalnızca üretici değil, aynı zamanda kendi mesleki pratiklerini sorgulayabilen, düşünsel olarak donanımlı bireyler olmalarını hedefleyen bir eğitim yaklaşımı, bu anlayışın temelini oluşturur.

DM-10. Etik ile yaratıcılık arasında zaman zaman gerilim yaşanabiliyor. Özellikle öğrenciler arasında “özgün olmak adına sınırları zorlamak” gibi bir eğilim var. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

MA:  Özgünlük çoğu zaman geleneksel olana karşı bir sorgulama ya da başkaldırı içerir ve bu oldukça doğaldır. Ancak burada asıl önemli olan, bu başkaldırının nasıl ifade edildiği ve bu sürecin taraflar arasında evrensel değerler çerçevesinde bir diyalog ortamına dönüşüp dönüşmediğidir. Yani özgünlük ile etik arasında bir gerilim değil, aslında bir denge kurulması gereken bir ilişki vardır. Ben şahsen etik ile yaratıcılık arasında doğrudan bir çelişki görmüyorum. Tam tersine, bireyler değerlerden yoksunlaştığında özgün olanı gerçekten anlama, derinlemesine kavrama ve içselleştirme kapasitesini de yitiriyorlar. Otantik ve yaratıcı üretim, ancak güçlü bir etik farkındalık ve düşünsel derinlik ile mümkündür. Dolayısıyla yaratıcılığın sınırlarını zorlamak, etik ilkelere sırt çevirmek değil, bu ilkelerle birlikte daha sorumlu ve anlamlı bir üretim süreci inşa etmektir.

DM-11. Tasarım eğitimi müfredatlarında etik konularına yeterince yer veriliyor mu sizce? Kitabınız bu anlamda bir açığı kapatmak için mi yazıldı?

MA:  Ne yazık ki meslek etiği konusu, tasarım eğitimi müfredatlarında genel olarak yeterince derinlikli ve doyurucu biçimde ele alınmamaktadır. Son yıllarda akreditasyon süreçlerinin etkisiyle bu alana yönelik içerikler artırılmış olsa da, çoğunlukla dış kaynaklı ve yüzeysel kalmakta; etik konuların önemi hâlâ tam anlamıyla kavranamamaktadır. Bu kitap, söz konusu eksikliğe dikkat çekmek ve en azından mesleğimiz açısından bir başvuru ve düşünme kaynağı sunmak amacıyla kaleme alındı.

DM-12. Bir akademisyen olarak öğrencilerinize meslek etiğini yalnızca dersin konusu olarak değil, günlük kararlarla şekillenen bir değerler sistemi olarak mı aktarıyorsunuz?

MA: Evet, meslek etiğini yalnızca ders kapsamında ele alınan bir konu olarak değil, günlük yaşamda alınan kararlarla şekillenen bir değerler sistemi olarak aktarmaya özen gösteriyorum. Kitapta yer alan durum senaryoları da bu yaklaşımın bir yansımasıdır. Öğrencilerimin, etik değerlere dayalı kararlar alabilen bireyler olarak gelişmelerini arzuluyorum. Ancak bu yalnızca bir dilek değil, aynı zamanda bir tutum ve duruş meselesidir. Aksi takdirde, ilkelerden yoksun, kararları sürekli değişen, duygusal tepkiler ya da grup baskılarıyla yönlenen bireyler haline gelebiliriz. Oysa gerçekten düşünebilen bir insan, evrensel etik değerler sistemine yakınlaşır ve kararlarını bu çerçevede sorgulamayı ilke edinir.

DM-13. Kitapta özellikle vurguladığınız “tasarımcının toplumsal sorumluluğu” fikrini biraz açar mısınız? Bu sorumluluk nasıl gelişir, nasıl taşınır?

MA: Tasarımcı, yalnızca kendisine verilen işi teknik olarak yerine getiren bir uygulayıcı olmamalıdır. Ürettiği tasarımın ulaştığı kitleyi, etkilediği alanları ve yaratabileceği sonuçları da gözeterek hareket etmelidir. Toplumsal sorumluluk, tam da bu noktada devreye girer. Örneğin, tasarladığı bir ambalaj tüketiciyi yanıltıyorsa ya da hazırladığı bir reklam kampanyası gerçeği çarpıtan görseller veya aldatıcı söylemler içeriyorsa, tasarımcının bu durumu sorgulaması ve etik bir tavır sergilemesi gerekir. Tasarım sürecinde sadece estetik ya da işlevsellik değil, aynı zamanda doğruluk, şeffaflık ve toplumsal etkiler de dikkate alınmalıdır. Bu sorumluluk bilinci ise ancak eleştirel düşünme, etik farkındalık ve mesleki özdenetimle gelişir ve sürdürülebilir hale gelir.

DM-14. Sizce Türkiye'de grafik tasarım meslek etiği anlamında nasıl bir zemine sahip? Akademi ile sektör arasında bu konuda bir uyum var mı?

MA: Ne yazık ki Türkiye’de grafik tasarım alanında meslek etiği açısından sağlam bir zemin bulunduğunu söylemek güç. Akademide kavramsal ve teorik düzeyde kazandırılmaya çalışılan etik değerler, çoğu zaman sektörde karşılık bulamıyor. Ancak bu durumu yalnızca sektöre ya da iş yerlerine bağlamak eksik bir değerlendirme olur. Elbette hem sektörün hem de akademik eğitimin kendi içinde çeşitli sorunları olabilir; fakat asıl eksiklik, etik olana yönlendiren ve bunu uygulamaya geçiren bütüncül bir politika ve pratik sisteminin bulunmamasıdır. Etik ilkeleri sadece teoride değil, gündelik mesleki uygulamalarda da geçerli kılacak bir yaklaşım henüz yaygınlaşmış değil.

DM-15. Kitabınızın hedef kitlesi kimler? Sadece tasarımcılar ve öğrenciler için mi yazıldı, yoksa daha geniş bir okuyucuya da sesleniyor musunuz?

MA:  Her ne kadar kitap grafik tasarımcılar ve tasarım öğrencileri için kaleme alınmış olsa da aslında çok daha geniş bir okuyucu kitlesine hitap etmektedir. Özellikle ilk bölümler, etik kavramlarını ve evrensel değerleri ele aldığı için, yalnızca tasarım alanına değil, tüm bireylere yönelik bir farkındalık geliştirmeyi amaçlamaktadır. Elbette kitabın son bölümü daha çok grafik tasarım disiplinine odaklanmakta ve bu alandaki meslek etiği tartışmalarını derinleştirmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki, temel etik değerlerden yoksun bir birey, hangi meslek alanında olursa olsun, sağlıklı ve sorumlu bir mesleki pratik geliştiremez. Bu nedenle önce ortak kavram ve değerlerin içselleştirilmesi, ardından meslek özelinde ilkelerin tartışılması gereklidir.

Bu röportaj için teşekkür ederim; etik temelli bir mesleki kültürün gelişmesine katkı sunacak her tür diyaloğu çok kıymetli buluyorum.

DM-16. Okuyucularımız kitabınıza ve diğer çalışmalarınıza nasıl ulaşabilir?

MA: İsteyen herkes kitaba ve benim bilgilerime aşağıda ki linklerden ücretsiz olarak ulaşabilir.

Ücretsiz kitap için;  

https://www.ozguryayinlari.com/site/catalog/book/730

Mustafa Akman bilgileri için; https://linktr.ee/mustafaakman

https://gonen.bandirma.edu.tr/tr/grafik-tasarim/h/Meslek-Etigi--Grafik-Tasarim-Genelden-Ozele-Bir-Yolculuk-Kitabi-Yayimlandi-30583

Mustafa Akman’ın etikle örülü bu çalışması, sadece grafik tasarımcıların değil, tasarım eğitimiyle ilgilenen herkesin üzerine düşünmesi gereken bir alanı görünür kılıyor. Gerek akademide gerek sektörde etik duyarlılıkların çoğaltılması, geleceğin tasarımcılarını daha bilinçli, daha sorumlu bireyler olarak şekillendirebilir. Bu söyleşi, hem kitabın kapılarını aralıyor hem de meslek etiği üzerine yeni sorular sorduruyor.

Hem söyleşi için, hem sanat ve yayın hayatımıza kazandırdığı kitabı için sevgili Mustafa Akman’a teşekkür ediyoruz.

Mustafa Akman’la söyleşilerimiz devam edecek. Önümüzde ki günlerde kendisiyle farklı bir konuda yeniden söyleşeceğiz.

KISACA MUSTAFA AKMAN

Tasarımcı Bodrum’da doğdu ve güzel sanatlar lisesinde resim eğitimi aldı. Daha sonra Dokuz Eylül Üniversitesi, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi ve Anadolu Üniversitesi’nden grafik tasarım alanında lisans, yüksek lisans ve sanatta yeterlilik dereceleri tamamladı. Kariyeri boyunca hem yurtiçinde hem de yurtdışında grafik tasarımcı olarak deneyim kazandı. Şu an akademisyen olarak çalışmalarına Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Gönen MYO Tasarım Bölümü Grafik Tasarım Programında devam etmektedir.

Mustafa Akman Özgür Yayınları BANÜ Gönen MYO